Search
  • Pınar Mavi

Erken Menopozdan Sonra Hayat Var mı?


Hayatta bizi en derinden etkileyen acılar hep konuşamadıklarımız, kendimize sakladıklarımız. Utanıp, paylaşmaya korktuklarımız, ben bu konuyu anlatmaya neresinden başlayayım, o kadar derin bir konu ki, kime anlatayım hiç kimse bu yoldan geçmiyor ki nasıl anlasınlar diye düşündüklerimiz.


Erken menopoz teşhisi işte tam da böyle bir konu. Ne şekilde yüz yüze gelirseniz gelin... İster travmaya bağlı ani bir hayatsal değişimle ister durup dururken regliniz bir ay gecikti diye yaptırdığınız kan testi sonucunda, ister gördüğünüz tedaviden sonra... Anlatması çok zor geliyor insana. Anlatmayı bırakın daha kendiniz ne tepki vereceğinizi bilmiyorsunuz ki. Daha regl ile ilgili konuşamazken, aldığınız pedleri, tamponları siyah poşetlere koyup, tuvalete giderken elinize, cebinize saklarken, regl ayıp, söylenmez denmişken, her ay yokluğunu nasıl anlatacaksınız. Menopozun negatif algısı da cabası.


İşte o test sonucu elinize geldiğinde, ilk tepkiniz ne yapacağınızı bilememek oluyor. Menopoz da neymiş ki zaten, bu yaşta bana koyar mı diyorsunuz belki, belki 1-2 ay gizli gizli ağlıyorsunuz. Belki test kağıdını bir kenara atıp kesin hatalı diye düşünüyorsunuz. Yenisini yaptırayım diyorsunuz. Gittiğiniz doktorlara sorular soruyorsunuz ama ne deseler istediğiniz cevabı alamıyorsunuz. Bazen robot gibi, sanki sizin hiçbir hissiniz yokmuş gibi konuşuyorlar, ah gelmez olaydım diye çıkıyorsunuz muayenehanelerinden. Dudağınız titriyor, gücünüze gidiyor cevap verememiş olmak. Bir de hormon tedavisi deneyelim diyor bir sonraki gittiğiniz doktor. Şu hormon haplarını alın üç ay tekrar bakalım diye gönderiyorlar sizi. E tamam üç ay sonra her şey iyi olacak diyorsunuz. O zaman daha kimseyle konuşmaya gerek yok, en yakın arkadaşınıza belki bir çıtlatıyorsunuz. Onlar da katılıyor sizin ah kesin her şey iyi olacak yolculuğunuza.


Ama tekrar aynı (hatta daha düşük) değerleri görünce bir şey kırılıyor içinizde. Gözleriniz yanıyor, sırf gözleriniz mi canınız yanıyor. Böyle hayat olmaz olsun diyorsunuz. Aklınıza ilk neden sorusu geliyor;


Neden ben? Neden ben! NEDEN BEN!!! neden ben, neden...


Şoktan öfkeye, öfkeden derin acıya sürüklenip sonra tekrar başa dönüyorsunuz. Bitmiyor bir türlü... Sonra bir arkadaşınıza daha açılıyorsunuz. 'Emin misin, bu yaşta olamaz' diyor. Off diyorsunuz içinizden, bu da anlamadı. Anneme nasıl söylerim diyorsunuz, yıkılır. Nasıl söylerim (başka) torunun olmayacak diye...


Sonra doktora gidiyorsunuz diyor ki al bu hormonları kullan, yoksa bittin. Artık kanser mi, kemik erimesi mi, erkenden yaşlanma mı, kalp hastalığı mı, ömür boyu sekse güle güle deme mi siz seçin. En az biri dökülüveriyor doktorun dudaklarından. Çok biliyorsun diye bağırmak geçiyor belki içinizden ama yok, korkuyla oturup kalıyorsunuz o sandalyede. Çıkınca da arayıp da anlatacağınız çok insan olmuyor. Diyelim sevgiliniz, kocanız, kız kardeşiniz, çok yakın bir dostunuz var ona anlattınız ama işte nereye kadar. İçinizdeki büyük kayıp anlatmakla bulunmuyor. Gitmiş bir kere, yerini iyi niyet doldurmuyor.


Sonrası, sonrası işte hep internet. Acaba benim gibi başkaları var mı diyorsunuz, acaba onlar ne yapmış. Sonra okumaya başlıyorsunuz. Hormon terapisi, alırsan cansın, almazsan yanarsın diyen ne çok site var. Ama o hormonları almazsan cansın, alırsan esas o zaman yanarsın diyen de ne çok. Ha bir de natürel hormon var diyorlar, sentetikleri kötü diyorlar, kişiye özeli var, biraz daha pahalı ama bu da senin sağlığın sonuçta diyorlar.


İşte o anda kafanız yanıyor. 🤯


Bu insanlar bu bilgileri verirken acaba hiç düşünmüyor mu diyorsunuz. Menopoz 'yan etkileri' gözünüze ilişiyor sonra. Öldüm ben diyorsunuz. Depresyona girecekmişim, geceleri uyku yasakmış, vücudumun her yeri sarkacakmış diyorsunuz. Daha 20-30 yaşlarımdayken 60 yaş cildim olacak demek ki diyorsunuz. Sonra sabahları aynada vücut tipinize bakarken buluyorsunuz kendinizi, değişti mi bu sabah acaba diye. Ah yüzümde kaç yeni çizgi var bu sabah acaba...


Sanki hayatınız üzerinde hiçbir etkinizin olmadığını görmenin şokuyla yaşamak, bu yeni yolda mevcut veya gelecekte olacak sevgilinizle, kocanızla kuracağınız ilişkinin yeni gidişatını kafanızda oturtmaya çalışmak, sanki içinizdeki o derin yalnızlık hissi yetmezmiş gibi bir de can derdinin içinde buluveriyorsunuz kendinizi. Sanki bir menopoz semptomu tüccarının eline düşmüşsünüz de kurtulmak için tek çarenin size dayatılan tedavileri (ister doğal/sentetik hormon terapisi, ister bitkisel destek) uygulamak olduğunu düşünüp sıkışıp kalıyorsunuz. Sanki hemen o anda o kararı vermek zorunda hissediyorsunuz. Yer yarılsın içine gireyim, çok yoruldum diyorsunuz.


İşte tam da bu noktada açın kollarınızı, hele de bilgisayar başında oturup içiniz şişmiş, üzüntüden artık kalbiniz acımışken okuyorsanız bu yazıyı. Açın kollarınızı ama kocaman açın. Gerindikçe gerinin, tüm oda, tüm ev, tüm bina, tüm dünya sizinmiş gibi. Tüm hayat sizinmiş gibi sanki. Sanki kendi hayatınızın sahibi sizmişsiniz gibi... Sonra bir durun, derin bir nefes alın...


BİR DAKİKA hayatımın sahibi benim! deyin. Benim yahu işte, benim hayatım deyin. Söylerken duyun kendinizi. Bağırın hatta bağırabiliyorsanız.

Sanki benim hayatımı, benim vücudumu benden daha iyi biliyormuşusunuz gibi konuşmayı bırakın deyin. Doktorlara da, internet sitelerine de, size 'yardım etmek' için öneride bulunan yakınlarınıza da çekin sınırı. İsterseniz dinleyin, önerilerini dikkate alın, sonra bir durun hangi seçenek iyi geldi size? Hormon almak mı, spor yapmak mı, adaçayı içmek mi. İşte gidin tam da onu yapın. Oh beee hayat benim değil mi deyin.


Ohhh beeee.


Daha da açın kollarınızı, daha da gerinin. Sanki bu dünyadaki varlığınız daha da zenginleşmiş gibi... Tam da öyle oldu çünkü.


İyi geldi mi?


Her hafta sizlerden birçok soru ve yorum alıyorum. Yazdıklarımı okuyup duygularınızı, düşüncelerinizi yazıyorsunuz. Kadın bilgeliğinizi benimle paylaştığınız için ne kadar şanslıyım ❤️ Hem sosyal medya hesaplarımdan ( @pinmav) hem de buradan bana ulaşabilirsiniz her zamanki gibi.

Share your story

  • Twitter
  • Instagram